bilgievlerim
*** Dijital Yazıların ve Romanların Yeni Sayfası www.ebooksun.blogspot.com 'UN KATKILARIYLA HAZIRLANMIŞTIR *** En Çok Okunan Romanlar, yeni çıkan kitaplar 2025, pdf kitap siteleri, kitap tavsiyeleri, 2025 roman önerileri, kitap blogları, kitap özetleri, roman incelemeleri, yazar biyografileri, kitap yorumları, pdf kitap indir, epub kitap indir, kitap serileri, yerli romanlar, yabancı romanlar, aşk romanları, tarihi romanlar, polisiye romanlar, bilim kurgu romanlar, dram romanları, fantastik kitaplar, e-kitap romanlar, ücretsiz roman oku

Çevirci -Translate - Перевести




🌍

Hayat Bilgisi

1-3. Sınıf · Konu Anlatımı · İnteraktif Testler

🏫 Okulumuzda Hayat 🏠 Evimizde Hayat 🍎 Sağlıklı Hayat 🇹🇷 Ülkemizde Hayat
📖

Türkçe

1-12. Sınıf · Dil Bilgisi · Okuma Anlama · Testler

📝 Dil Bilgisi 📖 Okuma Anlama ✍️ Yazma 🎭 Edebiyat
📐

Matematik

1-12. Sınıf · Konu Anlatımı · Problemler · Testler

🔢 Sayılar ➕ Toplama ➗ Bölme 📊 Geometri
🔤

İngilizce

1-12. Sınıf · Kelimeler · Dil Bilgisi · Testler

🔤 Words 🎨 Colors 🔢 Numbers 📝 Grammar
🔬

Fen Bilimleri

1-12. Sınıf · Konu Anlatımı · Deneyler · Testler

🌿 Bitkiler 🐾 Hayvanlar ⚛️ Kimya 🌌 Fizik
🏛️

Sosyal Bilgiler

4-12. Sınıf · Tarih · Coğrafya · Vatandaşlık

📜 Tarih 🌍 Coğrafya 🏛️ Vatandaşlık 🗺️ Harita
❤️

Değerlerimiz

Sevgi · Saygı · Dürüstlük · Hoşgörü · Yardımlaşma

❤️ Sevgi 🙏 Saygı ⭐ Dürüstlük 🌈 Hoşgörü
💰

Tasarruf ve Ekonomi

Su Tasarrufu · Enerji · Geri Dönüşüm · Birikim

💧 Su ⚡ Enerji ♻️ Geri Dönüşüm 🏦 Birikim
🇹🇷

Atatürk ve Cumhuriyet

Cumhuriyet · Atatürk · 29 Ekim · Milli Bayramlar

🦅 Atatürk 🏛️ Cumhuriyet 📜 29 Ekim ⭐ 23 Nisan
💻

Bilim ve Teknoloji

İcatlar · Robotik · Uzay · Yapay Zeka

🚀 Uzay 🤖 Robot 🖥️ Bilgisayar 🔭 Bilim
🌿

Doğada Hayat

Çevre Koruma · Geri Dönüşüm · Mevsimler · Hayvanlar

🌳 Ağaçlar ♻️ Geri Dönüşüm 🐝 Arılar 🌞 Güneş
🛡️

Güvenli Hayat

Trafik Kuralları · Acil Durum · Ev Güvenliği

🚦 Trafik 🚒 Acil 🏠 Ev 🚑 İlk Yardım
📚 Bilgi Evlerim · Tüm Dersler Tek Platformda
💬 WhatsApp Sipariş ✉️ Mail Gönder
📱 0536 380 84 13


📚
🏫
⭐
📚 Bilgi Evlerim

Tüm Dersler Tek Bir Yerde!

1. Sınıftan 12. Sınıfa Tüm Dersler · İnteraktif Testler · Konu Anlatımları · PDF Dökümanlar

1.Sınıf 2.Sınıf 3.Sınıf 4.Sınıf 5.Sınıf 6.Sınıf 7.Sınıf 8.Sınıf 9.Sınıf 10.Sınıf 11.Sınıf 12.Sınıf
📱 WhatsApp: 0536 380 84 13 📧 E-posta: guneszeki53@mail.com

Türkiye'nin En Kapsamlı Ders Platformu

1 Eylül 2018 Cumartesi

ŞUURALTININ ŞİMDİ ZAMANI


İnsan beyninin(beynin ruhsal mekanizmasının) insanların çoğunun bilmediği bir özelliği vardır. İnsanların verdiği emirleri uygulamaya koyar ve daha sonra verilen emir-kabul edilmesi şartıyla- insanlar unutsa da yerine getirilir. Psikologlar bu durumu “şuuraltı mekanizmasının” bir özelliği olarak tanımlıyorlar.
Verilen emir ne olursa olsun mutlaka yerine getirilir. Emir zamanla veya konuyla ilgili olabilir. Saat 4.25’te Yaşar Beyle randevusu olduğunu düşünen ve bu saatte randevusunun kendisine haber verilmesini emreden kişi-çelişkili ve disiplinsiz yaşamıyorsa- emrettiği dakikada randevusu kendisine bu mekanizma tarafından hatırlatılır. Kendi hayatımdaki disiplinsizlik sebebiyle ben bu kabiliyeti yeterince geliştiremedim; ancak yıllar önce çok sevdiğim değerli büyüğüm İrfan Özçelik’te bu kabiliyetin keskin bir örneğini gözlemledim. Keçiören’de oturduğumuz sıralarda İrfan Bey sabah namazlarında evimize gelir ve namazımızı birlikte kılardık. Sabah namazı için istediği zamanda uyanabileceğini öğrendim. Bir gün misafirimiz olduğunda sözleştiğimiz gibi- yanlış hatırlamıyorsam- saat 5.27 de uyandığına ve beni uyandırdığına şahit oldum. Şüphesiz şuuraltı her insanda emre böylesine dakik itaat etmeyebilir. Ama geliştirilebilir bir kabiliyettir bu.
Konuyu biraz daha genişletelim. Bahsini ettiğimiz olay şuuraltına hedef göstermekle ilgilidir. Eğer hedefi gösterir, sonra açıkça tanımlar, sonra da şuuraltımızı ikna eder ve kendimizi hedefe kilitlersek hedefi sık sık unutmamızın hiç önemi yoktur. Beynimiz biz uyurken bile emrettiğimiz hedef üzerinde ilerlemektedir. Şuuraltı bütün mesaj algı girişlerini ve düşünce mekanizmasını hedef konusunda açık tutar. Bu açıklık son derece önemlidir.
Yazar olmaya karar verdiğimizi ve yukarıdaki şekilde hedefimizi tanımlayarak şuuraltımızı ikna ettiğimizi varsayalım. Olanlara bakınız. Beynimiz bizim kontrolümüze ihtiyaç duymadan her fırsatta yazarlık kabiliyeti üzerinde “yorumlar” üretecektir. Bu kendi içsel hayal mekanizmamızla ilgilidir. Birileri kendi aralarında konuşurken beynimiz, (beyin şuursuz bir et parçasından farklı değildir, biz beynimiz derken beyni bilinç dahilinde veya bizim bilincimiz haricinde kontrol eden şuuru kastediyoruz) konuşulanlar arasında konumuzla ilgili unsurları otomatik olarak yakalayacaktır. Ve otomatik sistem bizi yeni bilgileri bilinçli olarak yoğurmaya zorlayacaktır. Zaten bu zorlamaya karşı direnirsek şuuraltına verdiğimiz emirle çelişmiş oluruz ve şuuraltı emri değiştirmeye başlar.
Bir başka çok önemli durum daha var. Bunun bazı eserlerde savunulduğunu görerek kendi hayatımda tatbik etmek istedim. Aldığım sonuç çok ilginçtir. Yukarıdaki örnek çerçevesinde konuşursak, bizim ihtiyarımız olmadan bir “el” bizi yazarlıkla ilgili merkezlere sürükler. Ya da yazarlıkla ilgili merkezler bize doğru sürüklenir. Bu ruhsal çekiş mekanizmasının nasıl olduğunu doğrusu ben de henüz öğrenemedim. Ancak Anthony Robins’in “Şans fırsatlara hazırlıklı olmaktır” şeklindeki sözünün bu durumu tanımladığını vurgulayalım. Yani yapılması gereken şey kişinin hedef noktaya kendini çok iyi hazırlamasıdır. Sonra bir el ya insanı götürüp o hedefe oturtuyor ya da o hedef insanın ayakları altına getirilip bırakılıyor. Önemli olan hedefin gerçekleşmesidir yoksa gerçekleşme biçimi ayrı bir konudur. Kayyum-u Bakinin koyduğu ve koruduğu ilginç bir işleyiş...
Beynin hem bilgi bakımından hedefle ilgili konularda teçhiz edilmesi , hem de hedefle kişinin birleştirilmesinin beynin “hedefe açık tutulmasından” geçtiğini tekrar edelim. Ümit ederim söylemeye çalıştığım hususu yeterince açıklayabildim.
Şimdi bize hedefi nasıl tanımlayacağımız, hedefe nasıl kilitleneceğimiz, zihnin hedefe nasıl açık tutulacağı ve verilen emre şuuraltının nasıl ikna edileceği sorulacaktır tahmin ederim. Ümit ederim bunların cevaplarını önümüzdeki aylarda tartışmaya fırsatımız olur.
Yalnız burada küçük bir noktaya değinelim. Şuuraltının insanda otomatik davranışa dönüştürdüğü emirler insanın aynı şekilde yapa geldiği emirlerdir. Örneğin tenkit edildiğinde kendini gülmeye alıştıran kişi artık her tenkit edildiğinde bilincine başvurulmaksızın otomatik olarak güler. Oysa-bir başka örnek- gül çiçeğini “bir gün seviyorum, bir gün sevmiyorum” diyerek verdiği emirleri birbiriyle çeliştiren insanın şuuraltı o kişinin gül çiçeğini sevip sevmediğine karar veremez. Dolaysıyla kişi gerektiğinde her defasında gül çiçeğini sevip sevmediğini düşünmek zorundadır.
Ayrıca şuuraltı olumsuz emirleri de tersinden anlar. Olumsuzluğa itaat etmez. Aklına “tavuk yemek” düşen kişi bu düşünce baskınken “ben tavuk yemeyi düşünmeyeceğim” derse her defasında bu düşünce daha güçlü olarak ona hücum eder. Düşünceye, onun ürünü olan davranışa, onun ürünü olan alışkanlığa ve onun ürünü olan karaktere doğrudan hücum eden kişi bütün bunların daha güçlü olarak kendisini kuşattığını görür. Oysa çare bütün bunların yönlerinin değiştirilmesidir. Bu son örnekte, birkaç defa “ tavuk yerine balık yiyeceğim” diyen kişi farklı sonuç alır.

Bir üçüncü nokta, şuuraltı gelecekle ilgili emirleri sürekli geleceğe atar. Çünkü-insan ruhunun özelliği olan şuuraltı insan ruhu gibi- “sonsuz şimdi” zaman düzlemindedir. Dünü ve yarını ayrı yaşamaz. “Ben namaza başlayacağım” diyen kişi elli yıl geçer ve hala başlayamaz. Çünkü elli yıl sonrası geldiğinde şuuraltı hala “ilerde bir gün namaza başlayacaksın” emrinden haberdardır. Bunun yerine kişi -gerçekte yapmasa da- “ben yaptım veya yapıyorum” demelidir. Bunlar şuuraltının ikna mekanizması için sadece birkaç husus. İnsan ne acayip bir bilinmez değil mi? 

ŞEFKAT NEDİR ?


Sevmek bazen uhuvvet (kardeşlik), bazen aşk, bazen da şefkat kimliğine girer. Sevgi çeşitleri arasında en ulvisi şüphesiz şefkattir.
Şefkati tanımı itibariyle diğer Sevgi çeşitlerinden ayıran temel özellik karşılıksız oluşu ve merhamet boyutunu kuşanmış olmasıdır.
Şefkat çok yüksek bir duygusal karakter gerektirir. Şefkat hissedişinin zirvesinde olan insan da bu hissedişi yüzünden ya dünyanın en mesut insanı olur ya da hayati ve yaşamayı kendisine zehir eder.
Sevgi merkezli hislerin vücudun bio-kimyasal yapısında yaptığı değişiklikleri ortaya çıkarmaya dönük bir yığın araştırma yapılmış; dar anlamda beşeri sevginin, güven duygusunu artıran endorfin hormonu salgısını çoğalttığı, yüksek heyecan ve sevince yol açan emphetamiin salgısını körüklediği gözlenmiştir. Los Angeles Psikiyatri Estitüsünden Mark Gaulstan’a göre, gerçek sevgi endorfin hormonuyla teessüs etmekte, hakiki şefkat belirmekte, bu işte özellikle örnek olarak anne-çocuk ilişkilerinin şefkat merkezli şekillenmesinde Oxytocin maddesinin geliştirdiği “bağlılık ve sokulma” duygusunun büyük rol oynadığı anlaşılmaktadır.(Hürriyet, 9.2.1993)
Mutluluk hissedişlerinin cismani bedende endorfin, emhetamin, Oxytocin gibi maddelerin salgılanmasıyla temsil edildikleri gerçek olmakla birlikte bu tür hissedişlerin temelde ruhi yönelimlerle yönetildiklerine ancak dışarıdan oluşturulan harici etki(hormon enjeksiyonu gibi) yoluyla da gerçekleşebileceği söylenebilir.
Sevgi temel başlığı altında uhuvvet, aşk, şefkat gibi sevginin farklı boyutlarda şekillenmelerinden söz ettik. Boyutu ne olursa olsun, Bediuzzaman’ın da ifade ettiği gibi, sevgi, kaynağını “kemal, lezzet ve menfaat” unsurlarından birlikte ya da tek tek alır.
Bu realiteden hareketle örneğin aşk ve şefkati karşılaştırdığımızda aşkın birçok sınırlandırıcıyla karşılaştığını görürüz. Karşılık isteyen aşkta “lezzet ve menfaat” unsurları devamlılık ve şiddetlenme açısından ön plana çıkarlar. Bu iki unsurun yokluğu ya da eksikliği aşkın ölüm fermanını hazırlar. Bu yüzden uzun sürebilen özel sevgilerin temel kaynağı aşk değil şefkattir. Çünkü aşık ya muhatabından beklediği “lezzet ve menfaat” boyutlu karşılığı görememekte ya da bu karşılık kendi hissedişine en azından denk gelememektedir. Oysa şefkat hissedişinde karşılık beklenmemesi bu iki sınırlandırıcıdan gelebilecek her türlü engeli aşar. Öte yandan şefkatte “merhamet” unsurunun da mevcut olması onun sahibini başka hiçbir hissedişin yükseltemeyeceği mutluluk zirvelerine tırmandırır.
Acaba kendilerini çocuklarına duydukları şefaatte kaybeden annelerin tattıkları mutluluk hissedişinden daha yükseklere tırmanabilenler var mıdır? Beşeri ilişkiler çerçevesinde yoktur şüphesiz. Ancak insan şefkati sadece anne-çocuk ilişkisiyle sınırlayarak hayatı boyunca muhtaç olduğu yüksek huzurdan mahrum olmamalıdır. Çünkü 80 yaşında ihtiyarlardan 8 günlük bebeklere kadar bütün insanlar şefkat edilmeye muhtaçtırlar ve Rablerinin engin şefkati altında karşılıksız korunurlar.


Buraya kadar yapılan açıklamaları bir yana bırakarak şefkatin maddi ve manevi neticelerinden bir kısmını şöyle sıralayabiliriz.
1.Zihinsel sağlık: Şefkatten gelen mutluluk hissedişinin insan bünyesinin bio-kimyasal yapısında oluşturduğu sinirsel ortamda gerilimlerin yokluğu neticesinde stres mekanizmasının devre dışı kalması dolaysıyla düşünce blokajının engellenmesi, hafıza netliği, sistemleri sağlam çalışan bir vücut ve daha birbiriyle dolaylı yollarla bağlantılı birçok maddi netice ortaya çıkar.
2.Güven duygusu: Şefkat sadece vermektir. Mutluluk üzerinde yazılan bütün kitaplar veren olmanın getirdiği güven ve saadeti çok işlerler. Neden dostunuza hediye aldığınızda, midesi ağrıyan bir hastayı sevindirdiğinizde muhtaç bir dilenciye yardım ettiğinizde mutlu olursunuz? İşte şefkat (yani vermek) bu duygunun derecesiyle orantılı olarak insanı sevinçlere boğar. Ancak şefkatin diğer bütün vermeklerden farkı hem şefkat edende hem de şefkat edilende güven duygusunu tesis etmesidir. Diğer vermek türlerinde “acaba karşılığında ne istiyor veya ne vermem gerekir” gibi bir endişe ve arayış her zaman vardır.
3.Tatmin duygusu: Şefkati üstün kılan bir başka özellik de karşılıksız olduğu için, diğer sevgi türlerinde olduğu gibi, karşılık verilmemesi ya da karşılığın eksik olmasından doğabilecek her türlü tatminsizlik faktöründen, engelleyiciden sıyrılabilmesidir. Aşık olan kişi bu engelleyiciler yüzünden bir gün sevdiğini öldürebilir bile. Ama şefkatle seven sevdiğinin şefkate zerre kadar liyakati olmasa bile tırnağının dahi incinmesine razı olmaz. Adeta şartlar zorlarsa “Ben ıstırabımdan ölmeye razıyım. Ona bir şey olmasın” der.
4.Bağlılık duygusu: Şefkat, şefkat duyulanlarda şiddetli bir güvenme ve sığınma iştiyakı körükler. Çocuk en büyük mutluluğu şefkatli annesinin kucağında tadar. Herhalde siz de seze şefkatle seven büyüklerinizin etrafında heyecanla pervane oldunuz. Bunun ne kadar güven verdiğini bilirsiniz. Şefkatin ailevi ve sosyal birlikteliğin ya da manevi anlamda cemaatleşme ve cemiyetleşmenin en etkili harcı olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.
5.Rahatlama yolu: Bi Fransız atasözü “İnsan her zaman çocuktur” der. Her zaman çocuk olan, en kendine güvenen katı yürekli insan bu realiteyi inkar etmemeli. İnsan şefkate muhtaçtır. Şefkatten mahrum oluş yüzünden sosyal hayatta peş peşe yükselen canavarlıkları biliyorsunuz. Dolaysıyla şefkat sosyal bir teskiniyet vasıtasıdır da.
Bu ve benzeri yüksek neticeleri geliştirebilmeye müstaid olan şefkat hatalı kullanıldığında ise ne yazık ki aşktan da uhuvvetten de kalleş ve kahredici olur. Şefkatin yanlış kullanımı hakkında Bediuzzaman “Şefkat acz yüzünden belalı bir hırkat olur” Yani sahibini ateşler içerisinde yakar, der. Şefkat Allah’a iman ve itimadı olmayan, ahırete inanmayan ya da merhameti Allah’ın merhametinden ileri ve öne süren insan için kahredicidir. Böyle bir şefkat sahibi erir, solar, tükenir, biter, yok olur.

Şefkatli insanların hayatı şefkat kabiliyetini yeterince inkişaf ettirmemiş insanlar kadar basit değildir. Onlar kendilerini mutluluğun zirvesine tırmandıracak bir kapıyı önlerinde açık tutarlar; ama hayatlarını zehir edecek tehlikelerle de boğuşmak zorundadırlar. İnsanlar tercihlerinde hürdürler. 

HEDEFİNİZİ NASIL TANIMLARSINIZ?



Başarıya götüren “hedef belirleme “ çalışmasının ilk aşamasını “hedefin tanımlanması” teşkil eder. Hemen herkes zihninde bir hedef ya da gönlünde bir aslan taşır. Ama neredeyse hemen hiç kimse gönlünde taşıdığının boşlukta sallanan bir hayal veya avuntu olduğunu bilmez. Aşağıda başlıklar altında işlediğimiz konuları inceleyelim. Bu özelliklere sahip olmayan istekler hedef olamaz. Gerçekleşemez:
1. Hedef tam istediğimiz şey olmalıdır. Vali olmayı hedeflediğini düşünen kişi gerçekten bunu istiyor mudur? Eğer fırsatı olursa bir Einstein veya bir Edison olmayı da kabullenebilecekse hedefi yoktur demektir. Çünkü tam istenen hedef ne kadar yüksek olursa olsun tamamen farklı olan bir başka hedefle çabucak yer değiştirebiliyorsa her defasında hedefe sahip olan kişi neredeyse sıfırdan başlamak zorunda kalır. Yerinden sık sık oynayan taşın etrafında taşa bağlı hiç bir şeyi sabitleştiremezsiniz.
Hedefimizin tam ve gerçekten istediğimiz şey olup olmadığını nasıl belirleyeceğiz? İlk önce ne kadar istediğimizi sorgulamamız gerekir. Hayal edebileceğimiz alternatif hedefleri bir araya getirmemiz ve bunların arasından birisini nihai olarak seçmemiz gerekir. Bu belirlemede hedefin bize kazandıracakları şeyler önemli bir kıstas olabilir. Ayrıca tam istediğimiz hedefi, değer yargılarımız, uzmanlık alanımız, cinsiyetimiz, hazır birikimlerimiz ve muhtemelen çevremiz şiddetle etkileyecektir. Bir Müslüman’ın en iyi pop şarkıcısı olmayı hedeflemesini bekleyemezseniz. Bir fizikçi heykeltıraşlığa kalkışmaz. Bir kadın ordu komutanlığını hedeflemez, vs... Belirlediğimiz hedefi gerçekten istememiz için alternatif hedeflerden -nazarımıza ve şartlarımıza göre- üstün olması ve bize hayatın anlamı açısından çok şey kazandırıcı olması gerekir.
2. Hedef gerçekçi olmalıdır. Kuş gibi kanatlanıp uçmak gibi uyduruk hedefin bir anlamı yoktur. Hedefte gerçekçiliğin unsurlarının korunması çok önemlidir. Belirlediğimiz hedef dış gerçeklikle uyuşuyor mu ? Yani dünyanın işleyişinin dışında peri masalı gibi bir hedef mi tutturmuşuz. Kuş gibi uçamayız. Çünkü dış gerçeklikte insana kuş gibi kanatlar hiç bir zaman takılmamıştır. Ve takılmaz. Hedef kişisel gerçekliğimizle de uyuşmalıdır. Eğer dilimiz kesilmiş ise bizim kişisel gerçekliğimize uyan en ideal hedef hatip olmak değildir. Hedefin gerçekçiliğini belirlerken dikkate alacağımız bir üçüncü husus hedefin nelere sahip olmamızı gerektirdiğini hesaplamamızdır.
3.Hedef kesin bir tanım taşımalıdır. Hedefin kesinliği her zaman ve şartta bütün ayrıntılarıyla “Beş-N” sorularına cevap verip vermediğiyle ölçülebilir. Yani “ ne istiyoruz, nerede istiyoruz, ne zaman istiyoruz, nasıl istiyoruz, ne kadar istiyoruz?” Bu sorulara açık ve kesin bir cevap vermeyen, bunun yerine siyasetçilerin çoğunlukla yaptıkları gibi genellemelere dayandırılan hedefler gerçekleştirilemezler. “Yapmalıyım. Az/çok miktarda... Yakın bir zamanda... Buralarda bir yerlerde vs..” Bu genellemeler hep genellendikleri şekilde kalmayı tercih ederler.
İşte genellenmiş bir hedef: “Çok zengin olmak istiyorum.” Hiç kimse boşuna zenginliği bu şekilde istemesin. Çünkü bu şekilde herkes istiyor ama hep bu şekilde istemeyenler zengin oluyor. Hedefin kesinliğinin ölçülmesiyle ilgili ayrıntıyı aşağıdaki örneklerde birazdan inceleyeceğiz.
4. Hedef detaylandırılmış olmalıdır: Hedef soyut/ mücerret ana hedeften ve bunun altında gittikçe müşahhaslaşan, eylem/ fiil planına yaklaşan alt hedeflerden oluşmalıdır. En tepede teorik ana hedef bulunur. Bunun altında ana hedefe götüren teorik alt hedefler vardır. Her teorik alt hedefin altında tamamen eyleme/fiiliyata dönük pratik alt hedefler vardır. Bu pratik alt hedefler belirlenirken hedefin yukarıda geçen “Beş-N” sorularını kesin şekilde cevaplayıp cevaplamadığının sağlamasının yapılması gerekir.
İzin verirseniz şimdi bu sağlamayı aynı konu üzerindeki farklı cümleleri karşılaştırarak örnekleştirelim.




Ana teorik hedefimizin altındaki alt teorik hedefimiz şu olsun: “Dostları tarafından sevilen insan olmak.” Sevilen insan olmaya götürecek daha alt seviyedeki teorinin/pratiğin kesiştiği noktadaki alt hedeflerden birisi şu olabilir: “Dostlarıyla irtibat kurmak.” Şimdi alt eylem taktiklerine geçiyoruz. Beş-N sorularının ne kadar cevaplandığına dikkat edelim.
·        ”Dostum A ve B ile irtibat kuracağım.” Hangi dostlarımla, nerede, ne zaman, nasıl, ne kadar? Bu sorular cevapsız. Dostlarınızla irtibat kuramazsınız.
·        ”Dostum A ve B ile işyerinden irtibat kuracağım” Kim ve nerede sorularına cevap var ama daha üç-N belli değil.
·        “Dostum A ve B ile çarşamba günü saat 5.00’de işyerinden irtibat kuracağım.” Nasıl, ne kadar soruları hala cevapsız.
·        “Dostum A ve B ile çarşamba günü saat 5.00’ de işyerlerinden telefonla görüşüp kendilerini çok özlediğimi söyleyeceğim ve çocuklarının hastalığının ne durumda olduğunu soracağım.”
·        Burada son cümle ile Beş-N cevaplanmış ve pek iyi bir alt pratik(eyleme dönük) hedef belirlenmiştir.
·        Tekrar özetleyecek olursak belirlediğimiz hedefin alt hedefleriyle birlikte istediğimiz şey olup olmadığına, gerçekçilik derecesine, kesinlik durumuna ve teorikten pratiğe doğru iç içe geçmiş birbirlerini gerçekleştirme paralelinde hazırlanan üst/alt hedeflerden oluşup oluşmadığına dikkat etmek zorundayız. Profesyonel stratejinin temel unsurları bunlardır. Bu aşamaların haritası çok iyi çıkarıldığında başarıya götüren sürecin ilk kapısından girilmiş olur. Bundan sonraki kapı “Zihnin hedefe açık tutulmasıyla” ilgilidir. Üzerinde ciltlerce kitap yazılan bir konu küçücük bir köşeye ancak bu kadar sığabiliyor.
·        5. Hedef faydalı olmalıdır. Cinayet şebekesi kurmayı hedefleyemeyiz. Temel'le Cemal bir hedef bulurlar ve “ Kim yüksek bir binanın balkonundan en çok sarkabilir” şeklinde bir iddiaya tutuşurlar. İddiayı sonunda rahmetli Temel kazanır. Biz rahmetli Temel olmamalıyız. 

Benzer Konular (Similar Topics)(Похожие темы)( Sujets similaires) ( Ähnliche Themen) (مواضيع مماثلة)