Mısır Kralı: Firavun Firavun Kimdir?
Önce, bir devlet başkanını, papayı, bir general ile dışişleri bakanını ve bir de emniyet müdürünü gözünüzün önüne getirin, sonra hepsinin yetkilerini, tek bir kişide toplayın; işte bu kişiye Mısır firavunu denir. Firavun sözcüğü ”per-aa” sözcüklerinden türeme, “büyük ev” anlamına gelir ve saraya göndermede bulunur.
Krallık kurumu Antik Hanedanlık Öncesi dönemlerde gelişti. Bu dönemlerde Nil boyunca yerleşen çeşitli kültürel gruplar, karmaşık bir toplumun temellerini attılar. Hem insan, hem de kutsal bir varlık kabul edilen firavunlar, ferman bildiriyor, tapınak kurduruyor, askerî seferlere önderlik ediyor, tarım projelerini denetliyor, adalet dağıtıyordu.
Âile:
Meşrû olan nikâhla bir erkek ve bir kadın veya bir erkek, iki, üç, dört kadından
ve onların çocuklarından teşekkül eden topluluklardır.
Bir millet erkeği ile terakkî eder. Fakat bu terakkiyi kadın
ikmal eder. Terakkî ve yükselmelerin kuvvetli unsuru erkek, tamamlayıcı unsuru
da şüphesiz kadındır.
Hz. Resûlü Ekrem (S.A.V.) şöyle buyurmuştur
:
"Kadınlar, erkeklerin (tamamlayıcı) parçalarıdır." (Ahmet
bin Hanbel, Tirmizi)
İyi ve mazbut bir âile topluluğu, dünyada ve âhiretteq
saâdete eren topluluklardır, erkeksiz terakki olamaz. Kadınsız terakki ise,
eksik olur. Kadının kemal ve fazilete erişmesiyle, millette kâmil ve fâzıl olur.
Kadın, Îman, Ahlâk ve terbiye bakımından düşük olursa, o millet de geri ve
düşkün olur.
Nitekim Hükemâ : "Beşiği sallâyan el, dünyaya hükmeder"
demişlerdir.
Kadın erkek ile, erkek kadınla kemal ve şerei bulur. Erkeğin
elbise ve örtüsü kadın kadının elbise ve örtüsü de
erkektir.
Allahüzülcelal Kur'an-ı keriminde şöyle buyurmaktadır
:
"Onlar (Kadınlar) sizin için siz de onlar için birer
libâssınız." (Bakara Suresi, 187)
Erkeğin kadına, kadının erkeğe karşı vazife ve hakları
vardır. Aile ocağının, dolayısıyla top yekun milletin huzûru ve saâdeti, âile
yuvasının saâdetine bağlıdır. Felaket ve yıkımı da âilenin felaket ve yıkımına
bağlıdır. Zira, millet fertlerden teşekkül eder. Binaenaleyh milletin kaynak ve
esası olan. âile yuvasının iyi yetişmesi ve yetiştirilmesi en başta gelen
vecibelerdendir. .
Hz. Resûlü Ekrem ve Nebiyi Muhterem (S.A.V.) Efendimiz bu
husûsu tablo halinde meâlen şöyle beyan buyurmuşlardır
:
"Şüphesiz İblis kürsüsünü (çadırını, sarayını) denizin
üzerine kor, sonra askerlerini gönderir. Onlarda insanlara (musallat olarak) hak
yoldan saptırırlar. Bunlardan (İblisin askerlerinden) fazilet ve mertebe
bakımından iblise en yakın (ve üstün) olanı, fitne (ve fenalığı) en büyük
olanıdır. -
İblise biri gelir ve derki, ben (insanoğluna) şunu ve bunu (meselâ: Hırsızlık
yaptırdım ve şarap içirttim. Vesaire...) der.
- İblis : Kıymet ifâde eder bir şey yapamamışsın
der.
-
Peygamber (S.A.V.) buyurdu ki : - Sonra Şeytanın askerlerinden birisi gelir, ben
falan kimse ile karısının arasını âyırıncaya kadar bırakmadım (aralarını kavga,
talak, dedikodu ve emsali şeylerle ayırdım, ondan sonra geldim)
der.
-
Peygamber (S.A.V.) buyurdu : - İblis, (Karı ile kocanın arasını açan) askerine
yaklaşır ve derki "Sen ne güzel kimsesin" (Müslim, Mişkat şerhi, Mirket. C. 1.
5. 118)
Bu Hadis-i Şerif üzerinde çok düşünmek gerekir. Zira
Cemiyetin temelini teşkil eden âile ocağını bozmak yıkmak ve huzursuz bırakmak
için atamız Âdem (A.S.)'ın karşısına dikilen ve ateşten yaratılmış olan melun
İblis ve şer kuvvetin ilk hedefi âiledir, Âile hayatını huzursuz yapmaya ve
kıymaya muvaffak olana koca iblis madalya veriyor. En büyük rütbe ile
mertebelendiriyor.
Göze görülmeyen, fakat vehim ve hayalleriyle insan oğlunu
doğru yoldan saptıran melun, İblis ve onun aveneleri olan Şeytanların ilk hedefi
bu olursa, acaba göze görünen insanlardan olan şeytanlar ve şer kuvvetlerin
hedefleri ne olur? Elbette bir milleti yıkmak için onların da ilk hedefi âile
yuvasını soysuzlaştırmak ve yıkmaktır.
Büyükler şu sözleriyle bu gerçeği beyan
etmişlerdir:
"İnsanların şeytanı, Cinnîlerin şeytanından daha
zararlıdır."
Yirminci asırda bu hal yaşanır halde olduğundan, şer kuvvet
halinde çalışan putcu azınlık, Şehvet perest, Maddeci ve mataryelist kimseler,
haramlara uçkurlarını çözmek ve âile hayatını yıkmak sûretiyle kadınları
saldırıya uğrayan ve necaset küpleri haline getirilen gayri insâni yaşayışı
savunuyorlar kendi yaptıkları, Dans, balo, zina, içki, poker ve daha neler
yetmezmiş gibi, top yekun. Milleti kendilerine uydurmak yâni bugünkü zelzele,
Kar, Yağmur, Rüzgar ve daha görülmedik musibetlere uğratmak için âlçakça
namussuzca rezaleti savunuyorlar. Teşhir, tahrik ve teşvik
ediyorlar.
Şu, halde insanların içinde ki, kendi cinslerinden olan
şeytanların zararları, gözle görülmeyen ve fakat varlığı, yaptırdığı
fenalıklarla sâbit olan ve Kur'an-ı Kerimde Hadis-i şeriflerinde beyan edilen ve
insan oğlunun açık düşmanı olan iblis ve Şeytanın zararlarından kat kat
fazladır. Zira birinin ki gözle görülüyor. diğerininki ise,
görünmüyor.
Öyle ise, Müslüman şuurlu ve uyanık olmalı ve her türlü âile
hayatını sarsacak, yıkacak ve huzûrunu bozacak hareketlerden kaçınmalıdır.
Şeytanları ve düşmanları sevindireceğine Hz. Allah (C.C.)'ın sevgisini
kazanmalıdır.
Âile hayatında riayet edilmesi ve karşılıklı saygı ve
sevgiyi temin etmek için, erkek kadına şefkat eder. Onu âile işlerinde ortak
yaparak beraber çalışır, erkekliğe yakışır bir şekilde, dışarıda ve başkalarında
gözü kalmayacak şekilde ve kudreti nispetinde himaye eder, yedirir ve
giydirir.
Ayrıca erkeğe bu vazifeler meyanında, güzel muamele ve
yaşayışla beraber kadının haklarına riayet etmesi, geçimini sağlaması en başta
gelen vazifelerdendir :
Bu hususta Cenab-ı hak şöyle buyuruyor
:
"Onlarla (Kadınlarınızla) iyi geçinin, eğer kendilerinden
hoşlanmadınızsa, olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah (C.C.) ondan
bir çok hayır taktir etmiş bulunur." (Nisa Suresi, 19)
Yâni o karılarınız sizin derecelerinizin artmasına sebep
olur, ya onlardan salih evlâtlar doğar, yahut herhangi bir vesile ile aranızda
yeni bir muhabbet başlar.
Erkeğe, bir defa kadının maişet ahvaline katlanması
lâzımdır. Kadın, yîyecekleri, giyecekleri, ve içecekleri nafakasının temininde
ve infakında erkekle müşterek değildir. Velev ki kadın servet sahibi olsun, yine
mecbur ve, müşterek değildir. Fakat erkek karısının nafakası için cebr olunur.
Velev ki karısı gayri müslim olsun. Karısına infak etmede hiç bir kimse erkeğe
(kocasına) iştirak etmez. Nafaka ile ilgili hükümlerin daha geniş îzahı ilerde
"Kadının kocası üzerindeki hakları bahsinde"
gelecektir.
Bir de kocanın, karısına hüsnü muamelede bulunması
vazifeleri sırasındadır. Evlendiği zaman kendisine emanet edilen karısına söz
vermiş oluyor. Meşrû olan yerlerde kadına kıymet vererek sözüne kulak vermek ve
iyilik etmekte icap eden vazifelerdendir.
İslâm'da kadın, kemal ve kudretten mahrum bir çalışma
makinesi değildir. Erkeğin lezzetine de bir alet değildir. Erkeğin elinde bir
şehvet ve hakaret mezbeleliği de değildir. Belki tabiî insan haklarına sahip bir
hayat ortağıdır. Dünyanın uydusu olan ay gibi. bir Peyk değil, erkek gibi bir
güneştir. Erkek gibi hürdür. Erkek gibi kendine zararı olmayan yerlerde
serbesttir. Erkek gibi, şer'i yasaklara tecavüz etmemede şer'i edep ve
nezaketleri ihlal etmeme de fikren, fîlen ve irade bakımından
muhtardır.
Âile efradını teşkil eden karı ve koca, esir ve hürlerden
mürekkep değildir. İki hayat ortağının mürekkebidir. Fakat âilenin Reisi erkek
olması hasebiyle, idare ve irade de bir çok yerlerde erkek söz
sahibidir.
Hulasa-i Kelam Karı ile kocanın birbirlerine karşı, bağlı
bulundukları âile ve sülalelerine hürmet etmeleri ve birbirini üzecek, kıracak
her türlü kötü hareketlerden kaçınmaları lâzımdır. Bilhassa âile reisi olan
erkeğin âilesi ile geçinmek için meşrû yollardan bütün imkânlara baş vurması
şarttır.
Aile hayatının muntazam ve mazbut olan insanın ve
milletlerin huzûru ve refahıda iyi olur. Hem hak nezdinde ve hemde halk nezdinde
sevimli ve en hayırlı bahtiyar kişilerden
sayılmışlardır.
Âile hayatının mesut ve huzurlu olabilmesi ve tanzimi için,
karşılıklı saygı ve sevgi lâzımdır. Bu saygı ve değerlerden birisi de ev
işlerinden ve bazı mühim işlerde ev reisi olan erkeğin karışı ile istişâre
etmesi lâzımdır. Zira Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz hanımları ile
istişare ederdi.
Hz. Peygamberimiz (S.A.V.) mealen şöyle buyurmuşlardır
:
"Sizden hiç biriniz, bir erkek kimse ile istişare etmeden iş
işlemesin. Şayet istişâre edecek kimse bulamazsa, karısı ile istişâre etsin.
Sonrada karısının fikrine muhalefet etsin. Zira onun görüşüne muhalefette
bereket (ve hayır) vardır." (Aynul İlim, C. 1. S. 340)
Kur'an'ı Kerimde mealen ve umumî olarak şöyle
duyurulmaktadır.
"İş hususunda onlarla müşâvere et". (Ali İmran,
159)
İşte bu gerçeklerde beyan edildiği üzere istişare sünnettir.
Kadın, istişare üyesidir. Evde çocukların terbiye ve edep bekçisidir. Erkekten
daha fazla kadının intizamlı ve efendisine bağlılığı ile çocuklara örnek olması
lâzımdır. Hz. Peygamberimiz (S.A.V.)'in aile hayatındaki mazbut ve mesut
olmasının hikmetleri şöyle îzah ediliyor :
"Hz Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, evinin nafakasını temin ve
infak eder, evin ve ailenin ihtiyaçlarını temin etmek için çalışır, nalın ve
ayakkabısını kendisi yapar, elbiselerini diker, et keser ve evin işlerini
mü'minlerin anneleri (hanımları) ile beraber
yaparlardı."
Ve yine muhtelif rivayetlerle Resûlullah'ın (S.A.V.) aile
hayatından Hz. Âişe (R.A.) Validemizden, Hz. Enes (R.A.) şöyle nakletmiştir
:
Resûlullah (S.A.V.) Elbisesini diker, ayakkabısını yapar,
erkeklerin evlerinde işledikleri bütün işleri işlerdi".
"Rasûlüllah (S.A.V.)
Elbiselerini yıkar, koyunu sağar ve kendi hizmetini kendisi görürdü" (Aynul
İlim, 342)
Hz. Peygamberimizin (S.A.V.) bu örnek ahlakını tevazulu ve
iyi ahlaklı mü'min yapar. Hiç olmazsa, karısı hasta olduğu zaman, yalnız başına
hakkından gelemediği işlerinde yardım eder ve böylece ahenk ve birbirine bağlı
bir aile yuvası halinde yaşar.
Âile hayatında anlayış kıtlığı yüzünden birisinin diğerine
karşı zulüm ve eziyeti olursa, şu cümlelerin verdiği öğütlerle sabırlı olmaları
lazımdır :
"Bir kimse, karısının kötü ahlâkı üzerine sabrederse, Hz.
Allah (C.C) Nuh (A.S.)'un belâsı (karısının birisinin îman etmemesi) üzerine
sabrının karşılığı verdiği ecir gibi ona da aynı ecri verir. Bir kadın da
Kocasının kötü ahlâkı üzerine sabrederse, Firavunun zulmüne sabreden Âsiye
kadına verdiği ecri onada verir." (Aynul İlim, 403)
Kur'an'ı Kerimde bu gerçekler mealen şöyle
dir:
"Allah (C.C.) Küfredenlere, Nuh (A.S.) un karısı ile Lût
(A.S.) un karısını misâl olarak gösterdi. Onlar (o kadınlar) kullarımızdan iki
iyi kulun (Nikahı) altında idiler. Böyle iken hâinlik ettiler. (Din hususunda
kafir oldular) da o (iki zevc) onları Allah (C.C.)'ın azâbından hiç bir şeyle
kurtaramadılar. O (iki kadına); ateşe girenlerle beraber siz de girin
denildi."
-
"Îman edenlere de Firavun karısını (Âsiyeyi Hz. Allah C.C.) bir misâl olarak
îrad etti, o vakit (Firavun tarafından kendisine; niçin Mûsa'ya (A.S.) îman
ettin diye işkence edilirken bu kadın); Ey Rabbim bana nezdinde, Cennet'in
içinde bir ev yap. Beni Firâvundan ve onun fena amel (ve hareket) inden kurtar.
Beni o zâlimler gürûhundan selâmete çıkar, demişti." (Tahrim Suresi,
10-11)
Cenab-ı Hak (C.C.) da bu mazlum kadının duasını kabul edip
ruhunu kabzederek Firavunun zulmünden kurtarmıştır.
Hz. Rasülü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz ailenin saadeti hususunu
şu veciz sözleri ile beyan ediyor : "Sizin en hayırlınız, kadınlarına en hayırlı
olanınız (en iyi geçineniniz) ve âile efradına en şefkatli olanınızdır."
(Tirmizi)
İşte buraya kadar bahsettiğimiz gerçekler, îmanlı, ahlaklı,
edepli ve haya sahibi olan her ailenin riayet edeceğî
esaslardır.
Binaenaleyh, âile hayatının intizamlı, huzurlu ve mesut
olabilmesi için, bir birimsiz yaşama imkanları pek çok meşakkat ve felaketlere
sebep olacak olan karı ile kocanın birbirlerine saygı, sevgi, itimat, güven, iyi
sözler, tatlı diller, güler yüzler, cinsî zevklerin tatmini, bir birinin ufak
tefek kusurlarının affını, birbirlerinin işinde yardımlaşma imkanlarını
sarfetmeleri lazımdır.