bilgievlerim: İstanbul’un Fethinde Osmanlı Topçuluğu
Logo Design by bilgievlerim.blogspot.com
TÜRKİYE CANIM FEDA TÜRKİYE CANIM FEDA

Çevirci -Translate - Перевести


18 Şubat 2019 Pazartesi

İstanbul’un Fethinde Osmanlı Topçuluğu







Osmanlı Beyliği’nin büyüyüp bir devlet haline gelmesiyle, top teknolojisinin gelişip inkişaf etmesi beraber olmuştur. Barutun bulunmasıyla büyük önem kazanan topçuluk, özellikle kale kuşatmalarında, kalın duvarları yıkmakta kullanılıyordu.
 Türkler, Rumeli’yi fetihlerinde, topun bu özelliğinden çok istifade ettiler. Ancak top teknolojisine hizmet etmeye de mecbur idiler. Bu yüzden topçuluktaki gelişmeler, Prof. Halil İnalcık’ın düşüncelerinin de katkısıylaşu esaslar dahilinde olmuştur.






1- Türkler, Rumeli’de karşılaştıkları taarruzları göğüslemek veya kaleleri fethetmek için top teknolojisinde yenilik yapmak zorunda idiler.
2- Şimdiye kadar gerçekleştirilen İstanbul muhasaraları tarihte önemli bir yer tutmaktadır. Bunlardan Arap ve Türk muhasaraları, İstanbul surları karşısında, başarısız olmuştur. Dolayısıyla, kalın duvarları yıkabilecek kal’a döğer (darbzen) toplara ihtiyaç vardır. Bundan başka, Bizans şehirleri genellikle sur içinde olduğundan, Türkler top silâhını geliştirmek durumundadırlar.
3- Ateşli silâhların gelişmeye başladığı devirde, Osmanlı Beyliği’nin de büyümeye başlaması ve her türlü imkânın müsait bulunması.
4- Osmanlı padişahlarının mutlak bir iktidar sahibi olmak istemeleri.
5- Osmanlı Beyliği’nin iktisadî ve mâlî bakımdan komşu devletlere nazaran daha iyi durumda olması.
6- Beyliğin topraklarının bu teknoloji için gereken maden ihtiyacına cevap verecek durumda bulunması.
Fetihten Önceki Dönem





Şu halde, yukarıdaki sebepleri göz önünde bulundurarak, Türkler’in top teknolojisinde önemli ilerlemeler kaydettiğine dair fikir yürütebiliriz. Nitekim güvenilir bir kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre (Kemal Paşa-oğlu Şemsüddin Ahmed ibn-i Kemal, Tevarih-i âl-i Osman, 11. Defter (Yayına hazırlayan Şerafettin Turan), Ankara 1983, 133), Türkler, Mart 1354’teki Gelibolu muhasarasında top kullanmışlardır. 1358 yılında Germe-Hisar muhasarasında da top kullanıldığı anlaşılmaktadır. Aynı yıl, Bolayır’ın fethinde bu silâhın kullanıldığı görülüyor.
Burada top hakkındaki ilk bilgileri verdikten sonra, 15. yüzyıl müellifi olan Âşık Paşazâde (Tevârih-i âl-i Osman, 136)’nin I. Bayezid’in İstanbul’u ilk muhasarasına (1391) dair haberler verirken, top hakkındaki bilgilere özellikle temas ettiği bilinmektedir. Müellif, topun Sultan I. Murad ile oğlu Sultan II. Mehmed zamanında çok kullanıldığından söz etmektedir. Bu devirde bol miktarda kullanılan topun bir evveliyatının olması gerekmektedir. İşte bunu isbat edebilecek bir olay, 1389’daki I. Kosova Savaşı’dır. Kaynaklar, bu savaşta hayli top kullanıldığına dair bilgiler vermektedir. I. Kosova Savaşı’ndan sonra, Osmanlı Devleti Balkanlar’da durumunu güçlendirmiş ve o zamana kadar kargaşa içinde bulunan Balkanlar’a sulh ve sükûn hakim olmuştur.
Türkler, I. Kosova’daki başarılarında, topun büyük bir rol oynadığını gördüler ve meydan savaşında da önemli bir silâh olduğunu anladılar. Böylece top teknolojisinde yenilikler yapılması zarureti ortaya çıktı. Bu arada, miktarının da arttırılması söz konusu idi.
Top, öneminin anlaşılmasından sonra kalelerin savunmasında da kullanılmaya başladı. Karaman hükümdarı Karamanoğlu II. Mehmed Bey’in Antalya muhasarası srasmda kaleden atılan bir top güllesiyle şehit olması (1426). bu sırada Teke Beyliği’nde de top bulunduğunu göstermektedir.
Topçulukta Gelişme






Topçu Ocağı’nın kuruluş tarihi kesin olarak tesbit edilememekle beraber, İstanbul’un fethinden önce mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu da, top teknolojisi kadar, askerî birlikler arasında teşkilâtlanmanın da sürdüğünü göstermektedir.
II. Mehmed, İstanbul’un fethi hazırlıkları sırasında Rumeli Hisarı’nın inşaatına çok önem veriyordu. Hisar tamamlandığı vakit, büyük burçlara ve kale bedenlerine toplar konmuştu. Deniz kenarındaki Halil Paşa burcuna da en büyük top yerleştirilmişti. Buraya konan toplar bakırdan dökülmüş ve 600 libreden ziyade ağırlıkta gülle atabiliyordu. Çağdaş bir kaynağa göre (Tursun Bey, Târîh-i Ebu’l-feth, Hazırlayan: Mertol Tulum, İstanbul 1977,45) ise, Rumeli Hisarı’na 20 kadar top yerleştirilmişti. Müellif, bu topları “ateş-saçan ejderha” şeklinde tasvir etmekte, güllelerinin taştan yapıldığını kaydetmektedir.
Buraya kadar verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere, Türkler, topçuluğa büyük önem vermişlerdi. İrili ufaklı toplar imal ettikleri, bu teknolojiyi geliştirdikleri, hatta şimdiye kadar demirden dökülen topların yanısıra, bakırdan da döktükleri bilinmektedir. Zaten uzman mühendisler de yetişmiş bulunuyordu. Bunlardan Mimar Muslihiddin ve Saruca Paşa bildiğimiz topçu ustalarıdır.
Urban, Osmanlı Hizmetinde





Fatih Sultan Mehmed’in buluşu olan havan topu. Beyoğlu sırtlarına yerleştirilen bu toplarla, Galata’daki Ceneviz kolonisine hiçbir zarar verilmeden Haliç’e aşırtma atışlar yapılmıştı.
Denemenin başarılı olmasına çok sevinen II. Mehmed, hemen yeni topların imaline geçilmesi için emirler verdi. Türk topçu ustaları ile birlikte Urban da çalışarak, ejderhaya benzetilen toplar döküldü. En büyük topa “Şâhî” adı verilmişti. Bu topun barut haznesi ancak iki saatte doldurulabildiği için günde 7 veya 8 defa parlamaya hazır hale getirilebiliyordu. Topların balistik hesaplarını bizzat genç padişah yapmıştır.
Topkapı semtindeki surların önünde sergilenen Şâhî top.
Edirne’deki Hazırlıklar





II. Mehmed gece-gündüz fethi düşünüyor, yeni planlar yapıyordu. Harp fennine âşinâ olan eski askerleri çağırıyor, harita üzerinde münakaşalar başlatıyordu. Toplar ve kuşatma âletlerinin konacağı mahaller şimdiden harita üzerinde tespit ediliyordu.
Diğer taraftan, Edirne Tophânesi’nde hummalı bir faaliyet göze çarpıyordu. Topçu ustaları çalışırken, bir yandan da barut imali için büyük gayret sarfediliyordu. Edirne’ye odun kömürü, kükürt ve güherçile nakliyatı artmıştı. Baruthanede barut depolanıyordu. Bir yandan da barutu ateşleyecek fitil imalâtı hızlanmıştı. Taş ve demir güllelerin imalâtına da sahne olan Edirne, 1452 yılının yazı ve kışında, tarihinin en faal aylarını yaşadı. İmalâttaki hedef, mümkün olduğu kadar ağır bir güllenin hızından ve ağırlığından faydalanarak kale duvarlarını yıkmaktı. Fakat büyük gülle atmak için büyük çaplı, uzak mesafeye atmak için de uzun namlulu ve bunlarla orantılı barut hazneli büyük toplar yapmak gerekiyordu. Topların ısınmadan mütevellit şişme ve patlama ihtimali çok yüksekti. Bu yüzden bakır ve kalayın ideal karışımını (halita) bulana kadar çok döküm ve deneme yapmaya ihtiyaç vardı. Bunun için de top döken topçular sınıfı kurulmuştu. Bu sınıf tekâmül ederek cephede top dökmeye de muvaffak olmuştur. Top dökme işi, muhtemelen ilk olarak İstanbul’un fethinde gerçekleştirilmiştir. Nitekim Edirne’den getirilenlerden başka Kâğıthane yakınlarında kurulan fırınlarda devamlı toplar dökülmüştür.
İstanbul civarındaki askerî faaliyetler ise, son haddine varmıştı. Karadan ve denizden çevrilen şehrin, mümkün olduğunca dışarı ile irtibatı kesilmişti. Bir yandan da, hazırlanan toplar Edirne’den yola çıkarılmıştı. Bu devri anlatan bir tarihçi (Anonim Tevârih-i âl-i Osman, F. Giese neşri, hazırlayan Nihat Azamat, İstanbul 1992, 77-78), topların naklini şöyle anlatmaktadır:
“Edrene’deki topları arabalara bindirüp her bir topa nice yüz çift öküzler koşup dahi ile yanından urganlar takup bir nice bin adamlar çeke çeke Kostantiniyye üzerine iletüp toplar kurdurdılar. Her taraftan toplar atılıp hisarın burçların yıkdılar.”
Ejderha gibi toplar
Çağdaş müellif Tursun Bey bu silâhları, ejderhaya benzeyen ve ateş saçan, korkunç toplar olarak tarif etmektedir. Hattâ biraz hoşça mübalâğa edip.“Bunların birin taş güllesi Elburz dağına dokunsa, dağın birazı havaya ve bir kısmı deryaya dökülürdü” demektedir.

Toplar İstanbul surlarının önüne ancak iki ayda getirilebilmişti. Tahminlere göre. 56 büyük top taşınmıştır. Ejdere benzetilen Şâhî denilen top. II. Mehmed’in karargâhı civarına ve bugünkü Topkapı karşısına konulmuştu.Şâhî topun yanlarına altışar kantarlık gülleler atan büyük toplar yerleştirilmişti.
12 Nisan 1453 günü şafakla beraber başlayan top ateşleri, 48 gün aralıksız devam etti. Çok iyi tahkim edilmiş iki veya üç katlı surlar, top darbeleriyle önemli derecede hasar görüyor, Bizanslı askerler tarafından devamlı tamir ediliyordu. Ancak üstün ateş gücü karşısında rahatlıkla tamir mümkün olmuyordu. Surlarda açılan gedikler büyüyordu. Günden güne geri çekilmek zorunda kalan Bizanslı askerler, Türk askeri karşısında varlık gösteremiyordu. Bundan başka kara ve deniz kuvvetlerinin taarruzları, lâğım kazma çalışmaları ve yürüyen kulelerden yapılan hücumlar da kesintisiz devam ediyordu.
Son güne kadar bütün cephelerde devam eden başarılı savaşlar, müdafilerin maneviyatını iyice kırmıştı. Surlarda açılan gedikler ve yıkıntılar, fethin yaklaştığını müjdeliyordu. Şehir, artık son bir hücuma müsait hale gelmişti. Nihayet 28-29 Mayıs gecesi Türk ordusunda mum donanması (ateş ve ışık şenliği) düzenlenmiş ve bu sırada top ateşleri bütün gücüyle devam etmişti. Şâhî topun açtığı en büyük gediğe hücum eden askerler nihayet şehre girmeye muvaffak olmuşlardır.




Kısa bir değerlendirme
Çağ değiştiren bu büyük fetihte, kat kat kalın surları yıkmakta topların önemi büyük olmuştur. O devirde ileri teknik bilgiye sahip olan Saruca Paşa ve Mimar Muslihiddin ile beraber Fatih’in de top dökümünde katkıları dikkate değer.
Fatih, Türk topçuluğunun gelişmesinde en büyük âmil olmuştur. Bunun sebebi de İstanbul’un fethi için gerekli hazırlıklardı. Fetihten önce sadece Osmanlı Türkleri’nin İstanbul’u altı defa kuşattıkları bilinmektedir. Fatih, daima bu hususu göz önünde bulundurdu ve topçuluğa büyük önem verdi. Padişah, fetih hazırlıklarının en mükemmel şekilde yapılması için bizzat çalışıyor veya nezaret ediyordu. Bu suretle, başarısızlık ihtimallerini ortadan kaldırarak, fethi mutlaka gerçekleştirmek üzere kuşatmaya başlamıştır. Genç padişahın ileri görüşlülüğü topçuluğun gelişmesine yol açmış ve hiç şüphesiz bu teknoloji. Osmanlı Devleti’nin inkişaf etmesine yardımcı olmuştur.
Yazan: Prof. Dr. Müctebâ İlgürel
Kaynak: Mücteba İlgürel, İstanbul’un Fethinde Osmanlı Topçuluğu, Tarih ve Medeniyet Dergisi, Mayıs 1994, Sayı:3, s. 20-23.

Bibliyografya
Turgut Işıksal, “Eski Türk Toplatı ve İstanbul Tophanesi’nde Bulunan Bir Kayıt Defteri”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı 1, 68-70; sayı 2, 72-76; Halil İnalcık, “Mehmed II” maddesi, İslâm Ansiklopedisi, C. VII, 506-511; Mehmed Neşri, Kitâb-ı Cihân-nümâ Neşri Tarihi (Unat-Köymen neşri), Ankara 1987, I, 289; Necdet Öztürk (Hazırlayan), Hadidî, Tevârih-i âl-i Osman (1299-1528), İstanbul 1991, 176; Hakkı Dursun Yıldız, “İstanbul’un Müslümanlar Tarafından Muhasarası”, Lâle, Yıl 1, Sayı 1, İstanbul 1982, 27-32; İbrahim Kafesoğlu, “XII. Asra Kadar İstanbul’un Türkler Tarafından Muhasaraları”, İstanbul Enstitüsü Dergisi, İstanbul 1957, 1-16; Muzaffer Erendi, Topçuluk Tarihi, Ankara 1988, 5-12.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Benzer Konular (Similar Topics)(Похожие темы)( Sujets similaires) ( Ähnliche Themen) (مواضيع مماثلة)